Safranbolu

Ben bu şehrin sokaklarında dolaşırken,marketlerinde alışveriş ederken,bayram sabahı İzzet Paşa Camisine doğru yol alırken ,hafta sonu sabah kahvaltısını yapmak üzere arkadaşları toplayıp Cinci hanına ya da Çevrikköprüye giderken hep Allah a şükretmek geliyor içimden. Temiz,nezih,kıymetli,sakin,erdemli,vakur bir şehirdir Safranbolu. Adı da ne güzel yakışmış. Alfabenin güzel harfleri bir araya gelmiş ,şiirsel bir birliktelik oluşmuş,denk gelmiş safran bitkisi,iyiki de bu şehirde yetişmiş.
32000 yazan nüfusu Safranbolu’nun belediye başkanının iddiasına göre 50 000. bence de buna yakın görünüş itibariyle. İlinin dizinin dibinde nazlı bir kız evladı. Karabük kızının saçını tarar,okşar,kimselere vermeye kıyamaz,paylaşamaz.ortak bir kimlik içersinde yaşanır gider Karabük te Safranbolu da zaman.10 km lik ayrılık haritasal ayrılık halbuki biz bazen yürüyerek Safranbolu’da sinemaya gideriz. 2 şehrin tabelaları arası uzaklık 100 metre ya da daha az.
Osmanlıdan gelen okumuşluk Safranbolu küçük sayılabilecek bir ilçeden ülkeye mal olmuş yetenekli insanların çıkmasına da vesile olmuş. Bunlardan biri,Süha Arın’ın 1976da Safranboluda Zaman isimli harikulade belgeseli ile beraber yıllar içinde Safranbolu günümüze gelen dünya değeri olmayı başardı.
Ülkenin gündemine girinceye kadar doğduğumuz coğrafyanın bu değeriyle tanışmamıştık maalesef. 1987de okulumuza bir felsefe hocası geldi. Derin,filozofik çok tatlı bir hoca. Esenlikle kalın Manisalı Abdulhalim Durma. Son sınıf öğrencileri olarak bizlere Safranboluyu gezdirmemizi istedi. O duymuş demek ki. Biz hava. Neyse bir cumartesi buluştuk. Bir münibüs öğrenci ve hocamız. Demişti ki giderken ben sizinkini ödeyeyim,dönüşte siz ödersiniz. Böylece ilk ayrıntılı gezimizi yaptık Safranboluya. Belli mi olur belki bu yazıyı okur ,sizin dünya güzeli bıyık altı gülümsemeniz gözümün önünde can öğretmen. Meşhur kaymakamlar evi o sıralar henüz restorasyonu bitmişti. Oldukça bilgili bir rehber eşliğinde burayı gezdiğimizi, dinlediğimizi hatırlıyorum. Sonra ben sınıf arkadaşlarının kışkırtmasıyla rehber tarafından talihsiz bulunan şu soruyu sormuştum: Acımak dizisi burada çekildi değil mi ?( o sıralar tek televizyon TRT1 de Ediz Hun ve Ayşegül Aldinç’in oynadığı reşat Nuri Güntekin in Acımak romanından esinlenerek yapılan dizi henüz sona ermişti.).
1987de şu sıraların çok meşhur Cinci Hanı tek kelime ile harabe idi. Kadir Öztürk arkadaşımız (Karabük İl Milli Eğt. Şube Md) hata meraklıydı,hanın harabe odalarının birinde bol miktarda hat yazımında kullanılan kamışlardan bulmuştu. Tepedeki hükümet konağı yanmış yıkılmış savaş meydanlarındaki haliyle Safranboluya bakıyordu. Konağın bodrum katında yığınlarca yanmış evraklar bulunuyordu. Epey bir devlet eleştirisi yaptığımızı anımsıyorum.Zaten kırıp dökerdik söylemlerde herşeyi. Ne radikallikti bee.
Bi de 1982de Safranboluya ilk geldiğim günde Köprülü Caminin karşısındaki küçük lokantada yediğim nohut pilavdan bahsedeyim. Hiç nohut yemeyen ben o günkü nohutu büyük bir lezzetle bitirdim. Bu lokanta da halen durur. Müşterileri kalburüstüdür.Fiyatları burası küçük bir lokanta mıdır dedirtir…
Bu Safranbolu yaşanır arkadaş. Allah a şükürler olsun.