1991 Kasımıydı. Ayın son on gün içinde olmalı.Okuldan 4 arkadaştık.Yirmi yirmi bir yirmiiki yaşlarındaydık. Karabük’e gelmeye karar verdiler. Birisi araç kiralamayı önerdiğinde bunun gerçekleşeceğini sanmamıştık ama saatler içinde
1990 model bir Doğan L ile yola koyuldular. Karabük’de müstakil, küçük, ahşap-kerpiç evimizin küçük odasında 4 arkadaş birlikte gürültü yapa yapa uyuduk, annemin sade, süssüz, organik,sıradan ,lezzetli yemeklerinden yedik, arkadaşlar anneme babama bol bol beni kötülediler. Hafta sonu Safranbolu’yu gezdik , dönüş yolunda 5.olarak ben eklendim. Arka koltuklara 3 kişi .Hareketle beraber yol duası okuyalım dendi, henüz kimse bir küçük sure bitirmeden şöförümüz olacak yurttaş! daha bismillah Karabük çıkışında teybe kaset süreyim derken karşıdan gelen bir uzun mersedesin ortasından gömüyordu.Mersedesçi korkmuş ve kızmış olmalıydı bir süre bankette bekledi. ona aynadan bakıp salakça gülmüştük ama şöförümüze de kızdık lafladık burnundan getirdik az ileride aracı küskün bir suratla diğer bir ehliyetli oğlana verdi.

Azalan benzini Söğütlüçeşmeden doldurmaya niyetlendik, Amerikan bezinden mukavva kalınlığında açık mavi pantalon giyen ellili yaşlardaki pompacı bilmem mahsustan mı söylenenden fazla benzin koydu, kiralık bir araç için bu gereksiz harcama demekti. Araç şirkete içinde benziniyle teslim edilmek zorunda kalınacaktı. Yıkanmamış yağlı kır saçları,akaryakıt siyahı nasırlı koca elleriyle harbi gariban duran , pantalon kemerini belinde bir tur attırmış adam utandı elinde bir huni ve bidonla fazla benzini üfleyerek depodan çekmeye çalışırken boğazına kaçırdı öksürdü.’ Bırak ,kalsın,öderiz ‘ dedik , acımıştık. ödedik. Birisi itiraz etti o arkadaş dışında hepimizin babası işçi ya da memurdu. oylandı tüccar çocuğu olan arkadaşı oybirliğiyle eledik. Benzin fazla alınmıştı.

Karabük çıkışında arabayı eline alan ufak tefek arkadaş , Gerede yaylasında Kurugöl civarında Doğan L ye asfaltı ağlattırdı. İlk kez 170 km yi gördük ekranda. O çok sevindi. Yüzünde hınzır bir gülümseme belirmişti. Bıyık altı gülümseme denilenden. Bir Doğan L yi 170 km sürmek ne demekti. Bu cesaretinin sadece o an arabada olan 4 kişi değil önce yakın arkadaşlarının sonra da tüm okulun hatta tüm Ankara’nın bilmesi ne iyi olurdu. Belki aramızda para toplayıp bilboardlara ilan vermeliydik. Neyse kısacık rüyasından uyandırdık. Kızılmayı, sürücü koltuğunu suratsız bir suratla terkettirilmeye gözüne kestirmişti. Az ileride onu arka koltuğa yanımıza aldık,bir deri bir kemikti , şunu tost yapsak mı dedik yanımda oturanla ,vazgeçtik, babası Almanyada çalışyordu doktor olsun diye bekliyordu o gözümüzün önüne geldi.

Üçüncü sürücümüz mutedil çıktı. Ankara’ya kadar 130 km yolu sakin ve gırgırıye geçirdik. Karabük çıkışında teybe sürülen kaset aralıksız çaldı. döndü dolaştı bitti yine çaldı. fazla benzini birazcık daha harcamak için Ankara Çankaya Kavaklıdere caddelerinde fink attık yine bitmedi. kaset çalmaya devam etti. Fatih Kısaparmak’ın Kilim albümüydü bu. İçinde en çok şiiri Cahit Sıtkı Tarancı’ya ait Karasevda parçasını sevmiştim.

Yıllar sonra kulağıma misafir olduğunda yeniden, 1991 Kasımının o şen şakrak yolculuğunu anımsadım.

2 YORUMLAR

  1. İMKANSIZ AŞK

    Falcı kadın yalan söylüyor yalan
    Bizi birbirimiz için yaratmış Tanrımız
    Nasıl mümkün değilse
    Yıldızları toplamak gökyüzünden
    Öylesine imkansız bir şey aşkımız

    Kurudu gölgesinde oturduğumuz ağaçlar
    Bahçelerde sevdiğin çiçekler kalmadı
    Sadece hatıralarda ebedi olan
    Vazgeçemediğimiz, unutamadığımız
    Onlar bile bize yar olmadı

    Unut benden kalan ne varsa
    Unutmak tesellidir yalnızlığın
    Güneşi bir kadeh şarap gibi içip
    Delicesine sarhoş olmak
    En güzel tarafı imkansızlığın

    Ümitlerimiz fırtınalı denizler ortasında
    Bir hurda teknedir şimdi
    Dalgalar dünden daha zalim
    Rüzgar daha hoyrat
    Ne bulut var ufuklarda ne gemi

    Mevsimler toz pembe değil
    Gündüzler gecedir, geceler zindan
    Güneşin doğmasını beklemek boşuna
    Boşuna artık medet ummak
    Taş kalpli zamandan

    İnan ki! Kırılmış bir ayna gibi
    Paramparça, kırık dökük aşkımız
    Çaresizliğin, ümitsizliğin türküsü
    Türkülerin en içlisi, en hüzünlüsü
    Büyük aşkımız

    Ümit Yaşar OĞUZCAN

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here