Atatürk Karabük’te

Atatürk Karabük’tedir şimdi
Eli yüreğindedir
Yaşamaya başlar daha
Yok olduğumuz yerden
Dinelmiştir tunç
Sevgilerle dışarı
Demiri erittiğimiz günlerden
Karabük’tedir Atatürk
Tarih öncesinde kımıldamış
Bir tohum
Bir yeşerti
Bir sürgün
Bir yaprak
Bir dal
Bir ağaçtır
Karışır avucumuzdaki kuşlara
Yeniden doğrulmuştur söylencesi tunç
Çağdaş kuruluşlardan dışarı
Gelecek kurtuluşlara…

diseksiyon

ankarada öğrencilik yıllarımdan arkadaşım eczacı mehmet rıza çok sürükleyici bir roman yazmış…diseksiyon…kurgusu ülkemizde denenmeyen türden…aksiyon sevenlerin beğeneceği bir roman…

Diseksiyon

Mehmet Rıza
KOYU KİTAP
Bu roman, büyük çıkarları için küçük hayatları kurgulayan hesapların hikâyesidir. Diseksiyon, bozulan parçanın çıkartılarak yeni bir parçanın eklenmesini imgeler. Teşrih, tahlil, inceleme gibi anlamları olan kelime, tıpta da yaygın kullanılan bir terimdir. Yazar Mehmet Rıza, insanın değişen hayat koşullarına uyum sağlarken ruhunun bozulduğunu bu çarpıcı hikâyede hepimize hatırlatıyor. İnsan ruhunun bir ayna gibi işlev gören grift ilişkilerini bu romanda ustalıkla anlatan yazar, gizlediğimiz birçok duyguyu hikâyedeki olayların akışında açığa çıkartıyor. Aynaya baktığında, değiştiğini, kendisinden uzaklaştığını hatta bozulduğunu fark eden İnsanın bir tercih yapmakla yüzleşmesi, romanın karakter gelişimindeki sonuçlarından birisi olarak karşımıza çıkıyor. O zaman İnsan ya özünü arayacaktır ya da bozulan kısmın bütün hayatını ele geçirmesine izin verecektir; Kardiyovasküler Cerrahi Doçenti Mayda Ramazan, acaba hangisini tercih edecek? Romanın son cümlesini okuyuncaya kadar bunu anlamak neredeyse imkânsız… Çünkü Yazar, aradığımız cevapları verirken yeni sorular doğurarak, bizi hikâyenin sonuna kadar soluksuz okuyacağımız bir heyecana sürüklüyor.
Diseksiyon’da hayattan birçok kesiti de karşımıza çıkıyor. Baba-oğul, karı-koca, ebedi bir aşkın bıraktığı silinmez izler ve akademik hayatın acımasız çarklarında yaşanan anaforlar içinde Mehmet Rıza okuyucuyu adeta olayların içinde yaşayan birer şahit haline getiriyor. . Yaşamın devinimlerinde çalkalanan hayatları gizlendikleri yerlerden çıkarıp zihnimize bırakıyor. Diseksiyon, hayatların değişerek bozulmasını yahut bozularak değişmesini trajik dönüşümlerle çözümlerken, alışılmışa uyuşarak bakan yüreklerin uyanışını da irdeliyor. Diseksiyon, alışılandan çok farklı bir hikâye ile okurunu cezbeden bir yolculuğa davet ediyor
gizle

:)

hep böyle isterdin di mi
gülmekten neredeyse
ağzı yırtılsın
üstüne bir de
gözlerinin parıltısı

yanağın yansın

flaş bellek

unuttum sanmayasın dedi
hep yürüdüğümüz yolun
yokuşa kıvrıldığı yerde
yeşili solmaz çalılığın
flaş belleğinde yaşam.

YENİYIL

kelimen dudağımda,türküler kulağımda
uçtum gezindim hep mavinin kucağında
bir de seni dedim yanıma koysalardı
sensiz erimiş zamanı yok saysalardı

bin yıl

ah o bilinmez beyaz
ah o eşsiz desen
ah o uçuşan şey sensen
bin yıl bana az
bin yansam bin dönsem
bir sevinebilsem.

?

çok zaman tükettim çaresizlikte
etim kemiğim anca benle barışık
bir soru sende bin soru bende
bilemiyorum ki kafam karışık ……

YİRMİNCİ YIL

mezuniyetin yirminci yılında Hacettepe Tıp Fak.bahçesinde arkadaşlarla.1 kasım 2014

aksu köftesi

antalya aksuda köfte yedik.meşhurmuş..3 kişilik köfte söyledik….yanına bol yeşillik ve domates ,tahinli piyaz ve kadayıf tatlısı geldi…standart ikrammış..su ve ayran ekledik siparişe…zor bitirdik desem yalan olmaz.hesap kaç tuttu biliyonuz mu?……..38 lira

garden

görmediğim kaldı mı
allı turna, mor koyun
altın damla,tül boyun
beni renklerden sorun
dermediğim oldu mu

nerde kaldın

hiyerarşik karmaşaya iki satır dört kalay
sağ yanında üç zübük sol yanında üç moruk
maymunlar sofrasına dolu dolu bir kusmuk
gecenin şekerinde ağzımı yıkamak kolay

öyle günler

öyle günlerden birkaç tılsımlı yorum
fısıldasam mı rüyada olan cinsden
bak! koşarak geçtiğimi anımsıyorum
o gün izin verilen dar tünelin içinden
sen yavaşça tadını çıkardın dostum
usulca yürürken sarayın bahçesinden

yılbaşı

gücün yetmiyorsa olan bitene
eğil ,sağ yanağına kendin dokun
dekor çıplak,yapayalnız bir oyun
bitiyor bak yalan dolu bir sene

ışıldayan

bakıyordum da hani
eksiğim çook , üzgünüm
şansım da belki.
yanında say kendini
fotoşop yapar gibi
elinden tutar gibi
gözüne bakar gibi
içimden geldi.

KIRLANMIŞ

çok yaşlanmış mıyım
esmer gözünde senin
çok yaşlansam derim
sadık dizinde senin
hep gider hep giderim
ayak izinde senin

habib

hüzün

erisene hüzün
erisene,
yağlı şeker misin çayda
hayat gibi sahtelenmişsin
erimiyor sırıtıyorsun

dinsene gözüm
dinsene,
akarsu musun yaylada
dizginlenmemişsin
dinmiyor ağlatıyorsun

habib

zaman geçmeseydi

hey beyaz entarili
küçük leydi
koşarken saçların
yüzüme deydi
çiçekler açtı
güneş yükseldi
keşke ama keşke
zaman geçmeseydi

habib

http://www.youtube.com/watch?v=jkjdcMRdWZY

duygular

zamandan mı yoksa mekandan mı
bir bulsan fırsatını ah bir bulsan
köpürmüş dalgalarınla yıkmazsan
ardında ne mi kalmış sormazsın.
oo büyük sprinter , duramazsın

semirten

sahnede seğirten sanal tombalak
her ışık çaktığında sahte gülümse.
değirmenin taşı sığar dümbelek
battal bedeninden bir santim verse.

siyah boru, pürtüklenmiş bitlenmiş
fırfırına katran dolmuş ziftlenmiş
portakal kabuğu kase etlenmiş
ayna ayna canım ayna gösterse.

düşsel

tüllerinden sızdırıp
ateşimi harlasan
henüz adı konmamış
rengin, parlasan.
taptaze sarı toprak,
iki kümbet fırlasan
bir uçan halı hayal
tepesinde turlasan

28 şubat

←Daha Eski